Kırk

IMG_1804Bir anlamda maviliğin koyulaştığını söyleyebilirim. Bir anlamda derinleştiğini; bir anlamda ıssızlaştığını; yalnızlaştığını. Ve bir diğer anlamda kabullenildiğini ve kabule istinaden huzura erildiğini, hatta hemen ardından umuda sürüklenildiğini…
Drogo’nun Tatar Çölü’ne bakıp hayatının geri kalanını anlamlandırmaya çalışması gibi garip bir kırgınlık var içimde geçen zamana karşı. Daha önce bugünü yaşayanların görüp anladığı biçimiyle – her ne kadar yaşananlar hep farklı ya da hep aynı olsa dahi – ağızdan çıkan ve durumun hissettirdiklerini ifade eden basit cümle zamanın ne kadar hızlı, ne kadar acımasız, ne kadar amansız geçtiği üzerine oluyor.
Bir roman kahramanıyım. Hatırlıyorum yola çıkışımı. Puslu bir uyanış sonrası uzun süre nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sesler, renkler karmakarışık yığılmıştı. Yavaş yavaş netlik kazanmaya başladı herşey. “Basit eylemler” dedikleri en fazla çabayı gerektirenlerdi. Su istedim; dokundum, ayağa kalktım, adım attım. Ne istediklerini anladım; ne istediğimi anlattım. Sonra çizilmiş bir yol verdiler. İtaat ettim ilerledim. Önce okudum; sonra yazdım; aydınlandım. İçimde yepyeni şeyler keşfediyor olmanın benzersiz mutluluğu vardı. Ancak bir süre sonra hepsinin -katıksız hepsinin- daha önce okunmuş ve daha önce yazılmış şeyler olduğunu farkettim. Bir anlamda yine aydınlandım; yalnız bu kez yenilgi vardı. Sonrasında tekrarlar… Onlarca kez tökezleyip, onlarca kez ayağa kalkmalar. Koşmalar, durmalar, inişler ve çıkışlar…
Tamam dediler birgün. İşte şimdi beden senin yol senin. Biçimlendir. Tüm ezberletilmişlikler ve öğrenilmişliklerle hayat senin. Evet o hayattı benim olan. Çıktım yola. Yeni insanlar, parçalanmış hayatlar tanıdım. Yeni umutlar, yeni yollar belirledim. Yanıldım, kazandım, bildim, kaybettim. Geçen zaman zarfında edilgen hayatıma sıkışıp kaldım, kendi kalelerimi inşa etttim, kendimi bir şekilde devam ettirip ve varlığını bir şekilde korudum. Zamanın hep bügününe ertelenen sorunları ve hep bügününe koyulan hedefleri doğrultusunda yol alırken birden farkediverdim geç kalmışlığımı. Korkunç bir telaş kapladı bedenimi, kalp atışlarım hızlandı yitip gidenleri ve hiç yakalanamayanları gördükçe. Korku bin kostüm giyip çıktı karşıma…
İşte tam bu noktada,- o herkesin daha önce geçtiği ve bahsettiği tam bu noktada- gecelerce süren arayışlar sonucu içinde umut etme ve barışma yüklü bir kelime dökülüyor ağızdan. Umut, “kalan zamanı” taşıyor sırtında; barışıklık ise “geçen zamanı”. Ve biz buna “Kabullenme” diyoruz başka çare bulamayınca.
Zaten ne demişti Zafer Hoca:
“Mühendislik kabuller üzerine kuruludur. Tıpkı hayat gibi.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s