Havaalanında Bir Hafta – Hayat Okulu

alain-de-botton-2009-credit-vincent-starr“Havaalanları temel yalnızlık ve yabancılığımızı bize yansıtıyor. Evlerimizde ‘evde’ hissediyoruz ancak havaalanı bize avare, başıboş yaratıklar ve en iyi halde ise dünyada hacılar olduğumuzu gösteriyor. Bir yerde olma fikrine alışmak için bile gereken bir zaman var. “

Gitmek gerek buralardan… Ama nereye? Madrid’e “tapa’s” ziyaretine; Kudüs’e ibadet etmeye; Roma’da “Çeşme” başına; Brugge’e çikolata yemeye… Çok mu sıradan oldu… Nepal’e kaplan görmeye; Küba’ya puro içmeye; Tokyo’ya iş görüşmelerine… Hiç biri olmadı… Bir filmde izlemiştim; kötü bir filmin akılda kalan tek sahnesi… Bir kadın ve bir erkek ellerine pasaportlarını, sırtlarına çantalarını alıp havalimanına giderler. Uçuş tablosu hareketlidir. Uzun bir süre inen ve kalkan uçakların ekrandaki değişen hallerini izleyip içlerinden birini seçer; bilet alır ve yola çıkarlar… İşte bu kadar basittir gitmek buralardan… Kritik konu nereye gideceğin; nasıl gideceğin; yanında neler götüreceğin değil “an”ı yaşamaktır. O “an”ı…

Her yolculuk bir arayış artık bunu anladık…

Evet! Kabul ediyorum. Çağımızda yaşamak, kazanmak, mutlu olmak, sevmek, sevilmek, eksik olan her ne ise tamamlamak çok zor. Evet! Yolunu kaybedenlerimizin, meselelerin içinden sıyrılamayanlarımızın, farkına varamayanlarımızın bir yol göstericiye ihtiyacı var. Ve faydası yadsınamaz. O halde bu koşuşturmaca içine yeni bir parkur daha açıp içine dar zamanları; kısıtlı bütçeleri; almak ve vermek eylemlerini mi tıkıştıracağız. Olabilir. İnanıyorsa insan doğrudur. Ancak gelin görün ki bunun için bir alternatif çözüm daha bulunur. Basit bir çözüm üstelik. Kolay ulaşılabilir; zamanı size bağımlı bir çözüm. Kitaplar…

Büyük beğeniyle okuduğum Alain de Botton, geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Kurucu üyesi olduğu, Ağustos 2008 yılında Londra’da kurulan Hayat Okulu (School of Life)’nun Bilgi Üniversite aracılığıyla İstanbul’daki açılışı için geldi; konuşmasını yaptı; tespitlerini sundu ve Londra’ya geri döndü. Abuk sabuk medyamız konuyla ilgili haberleri sunarken öylesine sığ bir yaklaşımda bulundu ki. Elbette son günlerde sayıları dikkate değer biçimde artan ve bu artışla birlikte özellikle yalnız ve depresif kentlinin tutunacakları dal olmaya başlayan “koç”ları ve “koç”luk kavramını ön plana çıkardı güzide basın kuruluşları. Oysa burada çok farklı bir durumu var Alain de Botton’un.

Alain de Botton’da felsefe var, edebiyat ve görsel sanatlar var. Modern yaşamın üstü örtülü görünümü altında saklı kalanları; üstelik her gün baktığımız ama bir türlü göremediğimiz detayları çarpıcı bir dille önümüze serme yetisine sahip bir yazar Botton. Özellikle “Havaalanında Bir Hafta” isimli kitabını okuduğunuz zaman sadece yolculuklara çıkan insanları gözlemleyerek hayata dair izdüşümleri nasıl ustalıkla harmanladığını net biçimde görebiliyorsunuz.

İşte kanıtı:

“Ama gerçek dostluk bile her zaman yeterli değildir. Tokyo uçuşu için bir check-in bankosuna üç omuz çantasıyla koşturan ve kibarca uçağa binmek için çok geç kaldığı, başka alternatiflere bakması gerektiği söylenen bir yolcuyu izledim.

Aslında bineceği 747 henüz kalkmamıştı – pencerelerden görülebilen gövdesi, yirmi dakika daha terminalde kalacaktı. Bu yalnızca bir yönetim meselesiydi: Hava yolu şirketi, hiçbir yolcuya –bir gelin ve iki yüz misafir tarafından bekleniyor olsa dahi- kalkışa kırk dakika kaldıktan sonra biniş kartı verilmemesi şart koşmuştu.

Uçağın varlığı onun ulaşıolmazlığıyla, kırk sekiz saat içinde hiçbir uçakta başka boş yer olmamasıyla, Tokyo’da toplantılarla geçecek bir günün iptaliyle iç içe geçmişti; tüm bunlar adamın yumruğunu bankoya indirmesine ve terminalin batı ucundaki WH Smith mağazası kadar uzaktan bile duyulabilecek güçlü bir çığlığı koyvermesine yol açtı.

Romalı filozof Seneca’nın, İmparator Nero’nun lehine yazdığı Öfke adlı eseri geldi aklıma; özellikle de öfkenin ana sebebinin umut olduğu tezi. Kızgınız çünkü haddinden fazla iyimseriz; varoluşun içerdiği hüsran hastalığına yeterince hazırlıklı değiliz. Anahtarlarını kaybettiğinde ya da bir hava alanında her geri çevrildiğinde bağıran bir adam, anahtarların asla kendiliklerinden kaybolmadığı ya da seyahat planlarımızın garanti olmadığı bir dünyada , dokunaklı ama düşüncesizce ortaya konan saf bir inanç sergiler.”

Londra Heathrow Havaalanı’nın kendisine sipariş ettiği kitabı yazmak üzere elinde bilgisayarı ile bir hafta boyunca terminalde yaşayan Alain de Botton’un izlenimleri gerçekten çok özel. Yolculuğa çıkmayan birinin çıkanları izlemesi ve her çeşit insanı gözlemleyerek felsefe ve sanat ile yoğurması okurunu fazlasıyla tatmin ediyor.

Ne dedik en başta ?

Her yolculuk bir arayış artık bunu anladık…

Neyi aradığımızı bilmek önem kazanırken Alain de Botton’dan faydalanmayı sakın ihmal etmeyin.

Kitaplar en büyük akıl hocalarımızdır.

Not: Kitap Kokusu – Bülten #4 – için kaleme alındı.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s